<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eğitim Bilimi - Kpss Hazirlik</title>
	<atom:link href="http://egitimbilimi.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://egitimbilimi.com</link>
	<description>Eğitim Bilimi - Kpss Hazirlik</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Feb 2012 07:38:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>İsmet Paşa nasıl kahraman yapıldı?</title>
		<link>http://egitimbilimi.com/ismet-pa%c5%9fa-nas%c4%b1l-kahraman-yap%c4%b1ld%c4%b1</link>
		<comments>http://egitimbilimi.com/ismet-pa%c5%9fa-nas%c4%b1l-kahraman-yap%c4%b1ld%c4%b1#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 07:38:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimbilimi.com/ismet-pa%c5%9fa-nas%c4%b1l-kahraman-yap%c4%b1ld%c4%b1</guid>
		<description><![CDATA[Hayatında hiçbir savaşı kazanamamış olan İsmet İnönü tarih kitaplarımızda yere göğe sığdırılamazken, girdiği bütün savaşları kazanmış olan Kâzım Karabekir nedense birkaç satırla geçiştirilir. Geçenlerde Ülke TV&#8217;de beraber program yaptığımız sevgili Turgay Güler&#8216;in bir sorusuna bu cevabı verince &#8216;Vay, sen Paşamızın İnönü savaşlarındaki dehasını nasıl olur da inkâr edersin?&#8216; diyenler olmuştu. Ne de olsa İsmet Paşa]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/S3qEYcvaUkI/AAAAAAAAQQE/jTLfDueCgHE/s1600-h/ismet-in%C3%B6n%C3%BC.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px;text-align: center;cursor: pointer;width: 300px;height: 355px" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/S3qEYcvaUkI/AAAAAAAAQQE/jTLfDueCgHE/s400/ismet-in%C3%B6n%C3%BC.jpg" alt="ismet in%C3%B6n%C3%BC İsmet Paşa nasıl kahraman yapıldı?" border="0" title="İsmet Paşa nasıl kahraman yapıldı?" /></a><span style="font-weight: bold">Hayatında hiçbir savaşı kazanamamış olan İsmet İnönü tarih kitaplarımızda yere göğe sığdırılamazken, girdiği bütün savaşları kazanmış olan Kâzım Karabekir nedense birkaç satırla geçiştirilir</span>.</p>
<p>Geçenlerde Ülke TV&#8217;de beraber program yaptığımız sevgili <span style="font-weight: bold">Turgay Güler</span>&#8216;in bir sorusuna bu cevabı verince &#8216;<span style="font-style: italic">Vay, sen Paşamızın İnönü savaşlarındaki dehasını nasıl olur da inkâr edersin?</span>&#8216; diyenler olmuştu. <span style="font-weight: bold">Ne de olsa İsmet Paşa bu ülkenin şerbetlilerindendir, Nimet Arzık&#8217;ın harika tespitiyle söylersek &#8216;<span style="font-style: italic">Son Padişah&#8217;tır</span>&#8216; değil mi?</span></p>
<p><span style="font-weight: bold"><span>Ekim 1917&#8242;de 3. Kolordu Komutanı olarak Filistin cephemizin yarılıp çökmesine sebep olan Birüsseba bozgunundaki hataları bir yana, Eskişehir-Kütahya muharebelerindeki beceriksizliğine ne demeli?</span> Merak etmeyin, bu dosyaları zamanı geldiğinde açacağız</span>. Ancak konumuzu fazla dağıtmadan, Atatürk&#8217;ün kendisine soyadı olarak verdiği İnönü savaşlarını kazanan kişinin gerçekte İsmet Paşa mı yoksa başkası mı olduğunu biraz sorgulayalım.</p>
<p>Dikkatimi çeken bir nokta, bizim hangi metne, ne kadar güvenebileceğimiz konusundaki kuşkularımı derinleştirdi. <span style="font-weight: bold">Aynı yazarın iki ayrı zamanda yazdıkları arasında bu kadar zıtlık bulunması çok ilginçti. Kimden mi söz ediyorum? Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu&#8217;ndan</span>.</p>
<p>Bıyıklıoğlu asker kökenli bir yazar. Atatürk döneminde bir süre Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yapmış. Dolayısıyla sözüne güvenilmesi gerekir diyorsunuz; ama hangi sözüne? Mesele burada.</p>
<p>&#8220;<span style="font-style: italic">Resimli Tarih Mecmuası</span>&#8220;nın Mayıs 1954 tarihli 53. sayısını açıp Bıyıklıoğlu&#8217;nun &#8220;<span style="font-style: italic">Atatürk ve İnönü muharebeleri</span>&#8221; başlıklı yazısını okuyorsunuz. Yazıda İnönü &#8216;<span style="font-style: italic">zaferleri</span>&#8216; İsmet İnönü&#8217;ye mal ediliyor büyük ölçüde.</p>
<p>Ancak Bıyıklıoğlu&#8217;nun bir de &#8220;<span style="font-style: italic">Harp Notları</span>&#8221; vardır ki, bunları sadece yakınlarıyla paylaşmıştır ve orada tam tersini yazmış, İnönü zaferlerinin İsmet Paşa ile hiç ilgisinin bulunmadığını, diğer adsız kahramanlar olmasaydı kaybedileceğini söylemiştir.</p>
<p>Bu nasıl bir sansürdür ya Rabbi! Övdüğün adamın ne mal olduğunu aslında biliyorsun ama yazmıyorsun, sonra notlarında onun ne mel&#8217;un biri olduğunu kaydediyorsun. Zaten bunun için tarihimiz ayağa kalkamıyor ya.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Yakup Kadri Karaosmanoğlu</span>, &#8220;<span style="font-style: italic">Politikada 45 Yıl</span>&#8221; adlı hatıralarında başından geçen eğlenceli bir olayı aktarır. II. İnönü Savaşı sırasında güney cephesi komutanı olan <span style="font-weight: bold">Refet Bele</span> ile konuşan Yakup Kadri, Paşa&#8217;dan bir yazısında İsmet Bey&#8217;i &#8216;<span style="font-style: italic">millî kahraman</span>&#8216; ilan ettiği için zılgıtı yer. Şairane bulmuştur yazısını. Bunun üzerine yazarımız, iyi ama der, o zaman Atatürk&#8217;ün İsmet Paşa&#8217;ya çektiği o ünlü telgraf da mı şiirdir? Asıl telgrafa kahkahalarla gülen Refet Paşa, &#8220;<span style="font-style: italic">Ona ne şüphe!</span>&#8221; der, &#8220;<span style="font-weight: bold;font-style: italic">Bahsettiğiniz telgrafı yazanın da sizin edebiyat arkadaşlarınızdan biri olduğunu bilmiyor musunuz?</span>&#8221;</p>
<div style="text-align: center"><a href="http://1.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/S3qEYwchd4I/AAAAAAAAQQM/gEsqb1Vrfd0/s1600-h/140220101253228648435_3.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px;text-align: center;cursor: pointer;width: 400px;height: 285px" src="http://1.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/S3qEYwchd4I/AAAAAAAAQQM/gEsqb1Vrfd0/s400/140220101253228648435_3.jpg" alt="140220101253228648435 3 İsmet Paşa nasıl kahraman yapıldı?" border="0" title="İsmet Paşa nasıl kahraman yapıldı?" /></a><span style="font-size:78%">Tevfik Bıyıklıoğlu (solda), savaş sırasında İsmet Paşa&#8217;yla birlikte<br />
(Hayat Tarih Mecmuası, 3, Nisan 1969)</span>
</div>
<p>İyiden iyiye meraklanmıştır &#8220;<span style="font-style: italic">Yaban</span>&#8221; yazarı. Bir Nisan şakası gibidir cevap. (<span style="font-style: italic">Telgrafın çekiliş tarihi de 1 Nisan 1921&#8242;dir!</span>) <span>Meğer İnönü&#8217;ye, içinde &#8220;</span><span>Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz</span><span>&#8221; övgüleri geçen telgraf aslında Mustafa Kemal Paşa tarafından değil, onun isteğiyle Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından yazılmıştır</span>.</p>
<p><span>Hem, der Refet Paşa, o telgrafta bir adres yanlışlığı da vardır. Aslında İsmet Paşa&#8217;ya değil, İnönü zaferinin gerçek kahramanı olan Miralay Fethi&#8217;ye çekilmeliydi</span>. Zira Yunanlılar karşısında hezimete uğrayan kuvvetlerimiz, Fethi Bey&#8217;in aldığı inisiyatif ve gösterdiği gayret sayesinde savaşı kazanmışlardır (<span style="font-style: italic">Paşa sonra bu gerçek kahramanın Yarbay Atıf olduğunu söyleyecektir</span>).</p>
<p><span style="font-weight: bold">TBMM tutanaklarını okuduğunuzda Meclistekilerin İnönü zaferini Fevzi Çakmak&#8217;ın kazandığından söz ettiklerini görüp şaşırırsınız</span>. Nitekim İsmet Paşa da bir telgrafında &#8216;<span style="font-style: italic">yüksek stratejisiyle savaşı kazandıran</span>&#8216; kişinin Fevzi Çakmak olduğunu açık seçik yazar. <span style="font-weight: bold">Bolu milletvekili Yusuf İzzet</span> de zaferi Fevzi Paşa hazretlerine borçlu olduklarını açıkça söyler. Gariptir, tutanaklarda İsmet Paşa&#8217;nın ismi hiç geçmez. Herkes Fevzi Paşa&#8217;yı kutlar; hatta Paşa bu zaferinden dolayı terfi bile etmiştir.</p>
<p>İsmet Paşa&#8217;nın askerî hataları o kadar göze batar olmuştur ki, Eskişehir-Kütahya muharebelerini kaybettiği için Temmuz 1921&#8242;de Genelkurmay Başkanlığı elinden alınmış ve Garp Cephesi Komutanlığı kalmıştır üzerinde. Yenilgileriyle şöhret bulmuş ve Meclis&#8217;te aleyhine kalın bir cephe oluşmuştu. Muhalefetin yoğun tepkisi yüzünden ilk Başbakanlığı çok kısa sürdü. <span style="font-weight: bold">Şeyh Said</span> isyanı üzerine <span style="font-weight: bold">Fethi Okyar</span>&#8216;ın yerine yeniden Başbakanlık koltuğuna oturdu. Böylece cephelerde gösteremediği zafer kazanma becerisini entrikalarda gösterdi. Bu &#8216;<span style="font-style: italic">zafersiz kahraman</span>&#8216; unvanı ölümüne kadar sürüp gidecekti.</p>
<p>TTK Başkanı Bıyıklıoğlu&#8217;nun özel notlarına dönecek olursak, İnönü hakkındaki sözleri yenir yutulur cinsten değil.</p>
<p>Ona göre İnönü&#8217;ye Atatürk&#8217;ün kontrolünde dura dura bir aşağılık kompleksi gelmişti. &#8220;<span style="font-style: italic">İsmet Paşa&#8217;nın başlıca vasfı, yakın arkadaşlarına karşı nankörlüğü ve vefasızlığıdır</span>.&#8221; <span style="font-weight: bold">Birinci İnönü zaferinin gerçek kahramanı Yarbay Atıf Bey&#8217;e bu sebeple takdir vereceğine, zaferden hemen sonra apar topar emekliye sevk ettirmiştir. Refet Paşa&#8217;yı Güney Cephesi komutanlığından aldırmasının altında da aynı kıskançlık yatmaktadır</span>.</p>
<p><span>Velhasıl, İsmet Paşa&#8217;nın, sivrilen insana tahammülü yoktur. Cumhurbaşkanlığı döneminde Atatürk&#8217;ü hafızalardan silmek istemesi de bununla alakalıdır</span>.</p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı görevinden resmen alınmasına yol açan Eskişehir-Kütahya yenilgisini bile tarih kitaplarında bir başarı gibi okutan adamdan ne hayır gelir? Tarih Kurumu eski başkanı ne kadar haklı: &#8220;<span style="font-style: italic">İsmet Paşa&#8217;nın bu muharebelerdeki kötü yönetimi, en ünlü komutanı bile Divan-ı Harp huzurunda mahkûm edecek kadar ağırdır. Bundan sonra ne Sakarya&#8217;da, ne de Büyük Taarruz&#8217;da kendi başına bırakılmamış</span>&#8220;tı.</p>
<p>Tevfik Bıyıklıoğlu&#8217;nun ağzının içinde dolandırdığını ben azad edeyim bari:</p>
<p><span style="font-weight: bold">Bu vahim hataları bir başkası yapsa çoktan ipi boylardı ama aynı hataları yapan İsmet Paşa millî kahraman ilan edildi</span>.</p>
<p><span style="font-weight: bold">Yeter mi, anlatmaya devam edeyim mi?</span></p>
<p>Mustafa Armağan<br />
<span style="font-style: italic">(Zaman, 14.02.2010)</span>
<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6530574360555903551-6076379909874160777?l=gizlenentarihimiz.blogspot.com' alt="6530574360555903551 6076379909874160777?l=gizlenentarihimiz.blogspot İsmet Paşa nasıl kahraman yapıldı?"  title="İsmet Paşa nasıl kahraman yapıldı?" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimbilimi.com/ismet-pa%c5%9fa-nas%c4%b1l-kahraman-yap%c4%b1ld%c4%b1/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdülhamid&#8217;in ağzından Ermeni meselesi</title>
		<link>http://egitimbilimi.com/abd%c3%bclhamidin-a%c4%9fz%c4%b1ndan-ermeni-meselesi</link>
		<comments>http://egitimbilimi.com/abd%c3%bclhamidin-a%c4%9fz%c4%b1ndan-ermeni-meselesi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 02:37:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimbilimi.com/abd%c3%bclhamidin-a%c4%9fz%c4%b1ndan-ermeni-meselesi</guid>
		<description><![CDATA[Yine bir ekim günü tüm dünyanın gözü kulağı İsviçre&#8217;deki Zürih Üniversitesi&#8217;ndeydi. İngiliz devlet adamı Winston Churchill, İkinci Dünya Savaşı sonrası bu üniversiteden Sovyetler Birliği&#8217;ne seslenmişti. &#8216;Özgür ve Birleşik Avrupa&#8216;nın doğuşunu ve Avrupa&#8217;da yeni bir döneme girildiğini haber vermişti. Aynı üniversite, tarihî bir buluşmaya daha ev sahipliği yaptı 10 Ekim&#8217;de. İsviçre&#8217;nin arabuluculuğunda, Türkiye ile Ermenistan arasında]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/Stx6zWvNi3I/AAAAAAAAPCs/Jo7T25KgUf8/s1600-h/Abdulhamid21890.jpg"><img border="0" alt="Abdulhamid21890 Abdülhamidin ağzından Ermeni meselesi" src="http://1.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/Stx6zWvNi3I/AAAAAAAAPCs/Jo7T25KgUf8/s400/Abdulhamid21890.jpg" title="Abdülhamidin ağzından Ermeni meselesi" /></a>Yine bir ekim günü tüm dünyanın gözü kulağı İsviçre&#8217;deki Zürih Üniversitesi&#8217;ndeydi. İngiliz devlet adamı <strong>Winston Churchill</strong>, İkinci Dünya Savaşı sonrası bu üniversiteden Sovyetler Birliği&#8217;ne seslenmişti. &#8216;<em>Özgür ve Birleşik Avrupa</em>&#8216;nın doğuşunu ve Avrupa&#8217;da yeni bir döneme girildiğini haber vermişti. Aynı üniversite, tarihî bir buluşmaya daha ev sahipliği yaptı 10 Ekim&#8217;de. İsviçre&#8217;nin arabuluculuğunda, Türkiye ile Ermenistan arasında 2007&#8242;den bu yana sürdürülen müzakerelerin ilk bağlayıcı imzaları atıldı. 176 yıllık üniversite bu kez Kafkasya&#8217;daki yeni döneme tanıklık ediyordu.</p>
<p>Türkiye ile Ermenistan ilişkilerini normalleştirmeye yönelik &#8216;<em>Türkiye ile Ermenistan Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol</em>&#8216; ve &#8216;<em>Türkiye ile Ermenistan Arasında İlişkilerin Geliştirilmesine Dair Belge</em>&#8216;yi Ankara adına <strong>Dışişleri Bakanı</strong> <strong>Ahmet Davutoğlu</strong>, Erivan adına da <strong>Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan</strong> imzaladı. Kafkaslar&#8217;daki 100 yıllık tabuları yıkmaya namzet metinlerin imza töreninde ABD Dışişleri Bakanı <strong>Hillary Clinton</strong>, Rusya Dışişleri Bakanı <strong>Sergey Lavrov</strong> ve Fransa Dışişleri Bakanı <strong>Bernard Kouchner</strong> de hazır bulundu. Ankara&#8217;nın ısrarı üzerine Zürih&#8217;e gelen bu üç dışişleri bakanı, Ermeni işgali altındaki Azeri toprakları sorununun çözümü için çalışan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı&#8217;nın (AGİT) eş başkanları aynı zamanda. AB&#8217;nin Dış Politikadan Sorumlu Yüksek Temsilcisi <strong>Javier Solana</strong>, AB Dönem Başkanı İsveç&#8217;in Dışişleri Bakanı <strong>Carl Bildt</strong> de tarihî buluşmaya şahitlik edenlerdendi. Törenin aile fotoğrafı yeni sürecin uluslararası konjonktürle ve dengelerle örtüştüğünü yansıttı.</p>
<p>Ankara ile Erivan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, sınırların açılması ve diplomatik bağların kurulmasını öngören belgelerin imzalanması kritik bir dönemi başlattı aynı zamanda. Şimdi gözler her iki ülkenin meclislerinde. Zira sürecin işlemesi için protokollerin meclislerde onaylanması gerekiyor. <strong>Protokolün TBMM&#8217;den geçmesi, Ermenistan&#8217;ın işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesine bağlı. Hâlihazırda sürecin sorunsuz işlediği görülüyor. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan&#8217;ın 14 Ekim&#8217;de Bursa&#8217;da oynanan Türkiye-Ermenistan maçına gelişi ve karşılaşmanın baştan sona dostluk içinde seyretmesi bunun en büyük kanıtı</strong>.</p>
<p>10 Ekim&#8217;de ayrıca, Türkiye&#8217;nin yıllardır kurulmasını istediği (<em>1915 olaylarının tam anlaşılması için</em>) ortak tarih komisyonunun temeli atıldı. Sürecin doğru işlemesi durumunda, oluşturulacak Hükümetlerarası Komisyon&#8217;un bir alt komisyonu bu görevi üstlenecek. Komisyon döneme ışık tutan arşivleri inceleyerek protokollerde atıf yapılmayan &#8216;<em>1915 olayları</em>&#8216;nı inceleyecek. Böylece mesele politik alandan bir nebze olsun tarihî zemine taşınacak. Ancak uzmanlar dönemin objektif olarak aydınlatılması için Türkiye ve Ermenistan&#8217;ın yanı sıra Rusya, ABD ve İngiltere&#8217;deki belgelerin değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini ifade ediyor. Aksiyon&#8217;un ABD&#8217;deki bir arşivden çıkardığı 1890&#8242;lara ait belge uzmanların bu yaklaşımını doğruluyor âdeta.</p>
<p>1893-1896 arasında ABD Büyükelçisi olarak İstanbul&#8217;da görev yapan <strong>Alexander Watkins</strong> <strong>Terrell</strong>&#8216;e (1827-1912) ait bu yazı, Terrell&#8217;in İstanbul&#8217;da bulunduğu sırada <strong>Sultan II. Abdülhamid</strong>&#8216;le yaptığı bir görüşmeyi yansıtıyor. Eşiyle birlikte Yıldız Sarayı&#8217;na kabul edilen Büyükelçi Terrell, o dönemde sınırlı sayıda yabancıya nasip olan bu olayın tüm ayrıntılarını <em>Century Magazine</em> isimli dergiye (<em>aylık</em>) yazmış. Sultan&#8217;a yönelttiği sorulara aldığı cevapların yanı sıra İstanbul, Yıldız Sarayı ve Sultan&#8217;a ait izlenimlerine de yer veriyor Terrell. 6 sayfalık metin, derginin Kasım 1897 sayısında yayımlanmış. Bahse konu dergi, ABD Kongre Kütüphanesi&#8217;nde kamuya açılmış. Terrell, yazısının büyük bölümünü o günlerde Batı&#8217;da tartışılan Osmanlı Ermenilerine ayırmış. II. Abdülhamid ile Osmanlı devletinin meseleye yaklaşımını bizzat Sultan&#8217;ın ifadeleriyle aktarmış. <strong>Görüşme 1890&#8242;larda gerçekleştiği için, Ermeni meselesinin Avrupa ve ABD&#8217;de nasıl algılandığını, dönemin diaspora Ermenileri ile onları destekleyen Hıristiyan misyonerlerin tutumlarını yansıtıyor</strong>. <strong>Yani 1915&#8242;e uzanan sürecin sinyalleri değerlendiriliyor. Hem de Sultan Abdülhamid&#8217;in verdiği cevaplar, örnekler üzerinden</strong>&#8230;</p>
<div><a href="http://4.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/Stx6zLMtteI/AAAAAAAAPCk/wPE9dOwBDyg/s1600-h/34.jpg"><img border="0" alt="34 Abdülhamidin ağzından Ermeni meselesi" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/Stx6zLMtteI/AAAAAAAAPCk/wPE9dOwBDyg/s400/34.jpg" title="Abdülhamidin ağzından Ermeni meselesi" /></a></div>
<p>19 Mart&#8217;ta, bir cuma selamlığının ardından Saray&#8217;a davet edilir <strong>Terrell</strong>. Yabancı diplomatları Sultan&#8217;a takdim eden <strong>Münir Paşa</strong> ve Terrell&#8217;in tercümanı <strong>Gargiulo</strong>&#8216;nun da hazır bulunduğu görüşme 2 saatten fazla sürer. <strong>Sultan II. Abdülhamid</strong>, Terrell&#8217;e devletin azınlıklara bakış açısından siyasi özgürlüklere, hatta Ermenilerin hayat standartlarına kadar çok yönlü bir değerlendirme yapar. Konuşmasını örneklerle somutlaştırır. Terrell&#8217;in yönelttiği sorulara cevaplar ve ABD halkına yönelik mesajlar verir. Görüşme sonunda ABD&#8217;li Büyükelçi&#8217;den görüşmenin içeriğini Amerikalılara aktarmasını talep eder. Bu isteğini daha sonra İstanbul&#8217;dan ayrılırken görüştüğü Terrell&#8217;e ikinci kez tekrarlar: &#8220;<em>Türk hükûmetinin Ermeni ırkına yönelik uygulamalarını Amerikan halkı da bilsin</em>.&#8221; Terrell, yazısını bu sözü tutmak üzere kaleme aldığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Ermeni meselesinin Batı&#8217;da kasıtlı olarak yanlış yansıtıldığı fikrini savunan Terrell, bu konudaki düşüncelerini Sultan&#8217;a da anlatmış. Hatta İstanbul&#8217;dan ayrılmasından sonra da Türkleri &#8216;Ermeni düşmanı&#8217; gösteren değerlendirmelere karşı yazılar kaleme almış</strong>. Mesela 26 Nisan 1900&#8242;de <em>New York Times</em>&#8216;ta çıkan bir değerlendirmesinde Tanzimat&#8217;tan dolayı Sultan&#8217;ı eleştirenlere şöyle sesleniyor: &#8220;<em>Onu dürüst bir insan olarak görüyorum. Kendisini gayet iyi tanıyorum ve inanıyorum ki Avrupa&#8217;da iken karşılaştığım en entelektüel insan</em>.&#8221;</p>
<p>Terrell&#8217;in İstanbul, Yıldız ve Abdülhamid izlenimleri de hayli renkli. O dönemde İstanbul&#8217;da yaşayan 52 Amerikalıdan bir ikisi dışındakilerin misyoner eğitimciler olduğunu aktarıyor. Yıldız Sarayı için &#8216;<em>Avrupa&#8217;daki herhangi bir saraydan daha etkileyici</em>&#8216; nitelemesinde bulunuyor. Ayrıca Saray kapılarında silahlı görevlilerin bulunmadığına vurgu yapıyor. Görüşmeyle ilgili detaylar gayet vurgulu: &#8220;<em>Birçok kimse tarafından &#8216;taçlı katil&#8217; olarak görülen bu yalnız idareci, alçak ve müzikal bir sesle en asil duyguları dile getiriyor, yüzündeki babacan ve sempatik ifade, onun yanına kabul edilmiş ve onu zalim olarak görenlere daimi bir bulmaca gibi. Konuşurken, atlas sırma ile işlenmiş bir divana oturdu. Aramızda, üzerinde kendisinin sık sık içtiği sigaralar olan, mozaik işlemeli küçük bir masa vardı. Konuşurken, mücevherli altın bardaklarda çay ikram edildi. Oda, 16. Louis tarzında mobilyalarla döşenmişti. Duvarları, bazıları muhteşem olan resimler, ipek halılar ve eşsiz tasarıma sahip bir Türk kilimi süslüyordu</em>.&#8221;</p>
<p><strong>Terrell, 1897&#8242;de ABD Dışişleri Bakanı&#8217;na yazdığı bir mektupta da Avrupa&#8217;da Osmanlı için yayılan &#8216;<em>Hasta Adam</em>&#8216; tabirinin doğru olmadığını, Osmanlı&#8217;nın silah kapasitesini ve 106 milyonluk inançlı Müslüman dünyasının Sultan&#8217;a olan bağlılığını nazara vererek açıklıyor</strong>. Terrell, 1893&#8242;te ABD&#8217;de sahnelenmek istenen, Hz. Muhammed&#8217;i (sas) olduğundan farklı gösteren &#8216;<em>Muhammed</em>&#8216; adlı tiyatro oyununun kaldırılmasına da aracılık etmiş. Büyükelçi Terrell&#8217;in samimi değerlendirmeleri özellikle ABD&#8217;deki Ermenileri çileden çıkarmış. 1912 yılında ölene kadar birçok kez yıpratılmaya çalışılmış, kaleme aldığı bu yazıdan ötürü. Ancak o, çizgisini ölene dek korumuş.</p>
<p>New York&#8217;ta 1880&#8242;de kurulan ve 1930&#8242;a kadar yayınını sürdüren <em>Century Dergisi</em>&#8216;nde &#8216;<em>Sultan Abdülhamid ile Röportaj</em>&#8216; başlığıyla verilen yazının diğer önemli noktaları ve çok ilginç detaylar <em>Aksiyon Dergisi</em>&#8216;nde.</p>
<p><strong><u>Kaynak</u></strong>: <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=905095&amp;title=abdulhamidin-agzindan-ermeni-meselesi">Zaman</a></p>
<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6530574360555903551-6208188319414965282?l=gizlenentarihimiz.blogspot.com' alt="6530574360555903551 6208188319414965282?l=gizlenentarihimiz.blogspot Abdülhamidin ağzından Ermeni meselesi"  title="Abdülhamidin ağzından Ermeni meselesi" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimbilimi.com/abd%c3%bclhamidin-a%c4%9fz%c4%b1ndan-ermeni-meselesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Söğüt ve Yalova arasında, Osmanlı kuruluşu kavgası</title>
		<link>http://egitimbilimi.com/s%c3%b6%c4%9f%c3%bct-ve-yalova-aras%c4%b1nda-osmanl%c4%b1-kurulu%c5%9fu-kavgas%c4%b1</link>
		<comments>http://egitimbilimi.com/s%c3%b6%c4%9f%c3%bct-ve-yalova-aras%c4%b1nda-osmanl%c4%b1-kurulu%c5%9fu-kavgas%c4%b1#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 21:36:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimbilimi.com/s%c3%b6%c4%9f%c3%bct-ve-yalova-aras%c4%b1nda-osmanl%c4%b1-kurulu%c5%9fu-kavgas%c4%b1</guid>
		<description><![CDATA[Tarihçi Halil İnalcık&#8217;ın &#8220;Osmanlı 1302&#8242;de ve Yalova&#8217;da kuruldu&#8221; tezi ve bu tez için sempozyum düzenlenmesi Söğüt&#8217;ü kızdırdı. Yalova&#8217;da bugün düzenlenen &#8220;Osmanlı Devleti&#8217;nin Kuruluş Tarihi Sempozyumu&#8220;nun ilginç bir amacı var: Yıllardır öğretilenin aksine &#8220;Osmanlı Yalova&#8217;da kuruldu&#8221; fikrini tüm Türkiye&#8217;ye aşılamak&#8230; Dayandığı nokta ise &#8220;Tarihçilerin kutbu&#8221; olarak bilinen Prof. Dr. Halil İnalcık&#8216;ın tespitleri. Geçen yıl Osmanlı Devleti&#8217;nin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/-u9a7Q2m7dFI/TpK5ufWpQXI/AAAAAAAAUbs/qPcvWeV6k2w/s1600/650b62d5-e104-4724-ab62-420f5bc7f690.jpg"><img style="margin:0px auto 10px;text-align:center;cursor:pointer;cursor:hand;width: 200px;height: 308px" src="http://3.bp.blogspot.com/-u9a7Q2m7dFI/TpK5ufWpQXI/AAAAAAAAUbs/qPcvWeV6k2w/s400/650b62d5-e104-4724-ab62-420f5bc7f690.jpg" border="0" alt="650b62d5 e104 4724 ab62 420f5bc7f690 Söğüt ve Yalova arasında, Osmanlı kuruluşu kavgası"  title="Söğüt ve Yalova arasında, Osmanlı kuruluşu kavgası" /></a><b>Tarihçi Halil İnalcık&#8217;ın &#8220;<i>Osmanlı 1302&#8242;de ve Yalova&#8217;da kuruldu</i>&#8221; tezi ve bu tez için sempozyum düzenlenmesi Söğüt&#8217;ü kızdırdı.</b></p>
<p>Yalova&#8217;da bugün düzenlenen &#8220;<i>Osmanlı Devleti&#8217;nin Kuruluş Tarihi Sempozyumu</i>&#8220;nun ilginç bir amacı var: Yıllardır öğretilenin aksine &#8220;Osmanlı Yalova&#8217;da kuruldu&#8221; fikrini tüm Türkiye&#8217;ye aşılamak&#8230; Dayandığı nokta ise &#8220;<i>Tarihçilerin kutbu</i>&#8221; olarak bilinen <b>Prof. Dr. Halil İnalcık</b>&#8216;ın tespitleri. Geçen yıl Osmanlı Devleti&#8217;nin kuruluş tarihinin 1302, kurulduğu yerin de Söğüt değil Yalova olduğuna dair bir makale yayımlayan Prof. Dr. Halil İnalcık&#8217;ın iddiaları, bazı tarihçilerin ve 727 yıldır Osmanlı Devleti&#8217;nin kurulduğu yer olarak Söğüt Şenlikleri&#8217;ne ev sahipliği yapan Bilecik&#8217;in <b>Söğüt İlçesi Belediye Başkanı Osman Güneş</b>&#8216;in tepkisini çekti.</p>
<p><i>&#8220;SÖĞÜT&#8221; DİYENLER</i></p>
<p><b>Elde ciddi bir delil yok </b><br />
<b>Prof. Dr. Ahmed Akgündüz (Osmanlı Araştırmaları Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı)</b>: Prof. Halil İnalcık&#8217;a saygı duymakla beraber, kendisinin bu yöndeki görüşüne katılmıyorum&#8230; Bütün Osmanlı tarihçileri <b>Ahmed Cevdet Paşa</b> dahil olmak üzere 1299 yılını veriyorlar. Ancak Tanzimat sonrası yapılan bazı araştırmalar 1300 diyor. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri&#8217;nde 25 yıl araştırmacı, 10 yıla yakın da uzman müşavirlik yaptım. Hiç böyle bir belgeye rastlamadım. <b>Feridun Bey</b>&#8216;in Münşeatı&#8217;nda yer alan ve her ne kadar sağlıklı olduğu konusunda aleyhte iddialar yer alsa da kuruluşun Söğüt&#8217;te olduğunu söylemek mümkün. Bu tartışma tıpkı <b>Yunus Emre</b>&#8216;nin mezarıyla alakalı bir tartışmaya benziyor. Elde ciddi bir delil yok.</p>
<p><b>7 asırdır herkes biliyor</b><br />
<b>Osman Güneş (Söğüt Belediye Başkanı)</b>: Tarihi yeniden yazmanın gereği yok. İnsanlar tarihi geriye çeviremez. İnalcık&#8217;ın çalışmasında Bizanslı tarihçinin anlattığı bir savaş var. Osmanlı&#8217;nın kuruluş yeri Söğüt&#8217;tür. Ötesi yok. Kültür Bakanlığı&#8217;nın tescil ettiği &#8220;<i>Kuruluştan Kurtuluşa Tarih ve Kültür Yolu Projesi</i>&#8220;ne de Bilecik, Kütahya, Bursa, Çanakkale katıldı. Madem Yalova&#8217;da kuruldu, o zaman niye Yalova&#8217;nın ismi yok? Yalovalılar tarih turizminin peşinde koşup, tarihin ticaretini yapıyorlar. Hiçbir endişemiz yok, tarih yeniden yazılamaz. 7 asırdır herkes biliyor ki, imparatorluğun kuruluş yeri Söğüt.</p>
<p><i>&#8220;YALOVA&#8221; DİYENLER</i></p>
<p><b>Bizans&#8217;ı yendi, beylik oldu </b><br />
<b>Prof. Dr. Halil İnalcık</b>: İstanbul&#8217;da yaşayan bir tarihçi olan <b>Georgios Pachymeres</b>, <b>Osman</b>&#8216;ın bir Bizans ordusuna karşı zaferi anlatır. Bu savaş Bapheus Savaşı&#8217;dır. Yalak Ova&#8217;da olmuştur. Pachymeres, Osman Gazi&#8217;nin 27 Temmuz 1302&#8242;de bu zaferi kazandığını anlatıyor ve diyor ki: &#8220;<i>Osman Gazi&#8217;nin şöhreti, Kastamonu&#8217;ya kadar yayıldı, onun etrafına gaziler gelip toplanmaya başladı</i>.&#8221; Burası şimdi Yalova sınırları içinde. Yalova adı da Yalak Ova&#8217;dan çıkmıştır. Bir tarihçi olarak bu günü Osman&#8217;ın beyliğinin &#8216;<i>Bey</i>&#8216; olarak tanınmasının tarihi olarak kabul ettim. Âşıkpaşazâde tarihinde yazdığına göre, Osman Gazi 1299&#8242;da kendi adına hutbe okutmuş. Bu haberi veren kaynak bunu 1480&#8242;lerde yazmış. 200 yıl sonra verilen tarih şüphelidir&#8230; Kafasında yerleşmiş hurafelerle itiraz edenler yazımı dikkatle okusun&#8230;</p>
<p><b>Ezberleri bozmak zordur </b><br />
<b>Yakup Bilgin Koçal (Yalova Belediye Başkanı)</b>: Tepki gösterenler olacaktır zira ezberleri bozmak zor bir iştir. Ancak 27 Temmuz&#8217;da düzenleyeceğim sempozyum bilimsel bir sempozyum. Prof. İnalcık&#8217;ın tarihçiliğini kimse küçümseyemez. Osmanlı Devleti&#8217;nin kuruluş tarihinin 1302, kuruluş yeri olarak da Yalova kabul görürse, Yalova bundan onurlanır. Biz de bundan sonra her yıl aynı tarihte çeşitli etkinlikler düzenleyebiliriz&#8230;</p>
<p><b>Kaynak</b>: <a href="http://www.sabah.com.tr/Gundem/2009/07/27/sogut_ve_yalova_arasinda_osmanli_kurulusu_kavgasi">Sabah</a>
<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6530574360555903551-4225537294216929093?l=gizlenentarihimiz.blogspot.com' alt="6530574360555903551 4225537294216929093?l=gizlenentarihimiz.blogspot Söğüt ve Yalova arasında, Osmanlı kuruluşu kavgası"  title="Söğüt ve Yalova arasında, Osmanlı kuruluşu kavgası" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimbilimi.com/s%c3%b6%c4%9f%c3%bct-ve-yalova-aras%c4%b1nda-osmanl%c4%b1-kurulu%c5%9fu-kavgas%c4%b1/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Vahdeddin Atatürk&#8217;ü yollamadan önce kendisi dağa çıkacaktı&#8221;</title>
		<link>http://egitimbilimi.com/vahdeddin-atat%c3%bcrk%c3%bc-yollamadan-%c3%b6nce-kendisi-da%c4%9fa-%c3%a7%c4%b1kacakt%c4%b1</link>
		<comments>http://egitimbilimi.com/vahdeddin-atat%c3%bcrk%c3%bc-yollamadan-%c3%b6nce-kendisi-da%c4%9fa-%c3%a7%c4%b1kacakt%c4%b1#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 16:35:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimbilimi.com/vahdeddin-atat%c3%bcrk%c3%bc-yollamadan-%c3%b6nce-kendisi-da%c4%9fa-%c3%a7%c4%b1kacakt%c4%b1</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Vahdettin&#8217;in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor&#8221; kitabı, bilinmeyen bir çok konuyu aydınlığa kavuşturuyor. Ahmet Avni Paşa, Sultan Vahdettin&#8216;in ağzından çıkan her cümleyi yazmış ve defteri de ölene kadar yanından hiç ayırmamış. Kendisi vefat ettikten sonra torunlarına intikal eden, dede yadigarı bu defter 90 yıl sonra ilk defa bu kitapla yayınlanıyor. &#8220;Vahdettin&#8217;in Sırdaşı Ahmed Avni Paşa Anlatıyor&#8221;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both;text-align: center"><a href="http://3.bp.blogspot.com/-kbEEFVmH1Hk/TylluEnCLOI/AAAAAAAAVGw/nNRIzaLO1_s/s1600/untitled1120985c5c009496e5fby.jpg"><img border="0" height="300" src="http://3.bp.blogspot.com/-kbEEFVmH1Hk/TylluEnCLOI/AAAAAAAAVGw/nNRIzaLO1_s/s400/untitled1120985c5c009496e5fby.jpg" width="400" title="Vahdeddin Atatürkü yollamadan önce kendisi dağa çıkacaktı" alt="untitled1120985c5c009496e5fby Vahdeddin Atatürkü yollamadan önce kendisi dağa çıkacaktı" /></a></div>
<p>&#8220;<a href="http://www.timas.com.tr/kitaplar/tarih/osmanli-tarihi/vahdeddinin-sirdasi-avni-pasa-anlatiyor.aspx" target="_blank"><i>Vahdettin&#8217;in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor</i></a>&#8221; kitabı, bilinmeyen bir çok konuyu aydınlığa kavuşturuyor. <b>Ahmet Avni Paşa</b>, <b>Sultan Vahdettin</b>&#8216;in ağzından çıkan her cümleyi yazmış ve defteri de ölene kadar yanından hiç ayırmamış. Kendisi vefat ettikten sonra torunlarına intikal eden, dede yadigarı bu defter 90 yıl sonra ilk defa bu kitapla yayınlanıyor.</p>
<p>&#8220;Vahdettin&#8217;in Sırdaşı Ahmed Avni Paşa Anlatıyor&#8221; kitabı gizli kalmış bir dönemi aydınlatıyor. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun en zor yılları, payitaht işgal altında, tahtta her fırsatta &#8220;<i><b>Keşke padişah olmasaydım</b></i>&#8221; diyen Sultan Vahdettin&#8230; Bu dönem ölene kadar padişahı yalnız bırakmayan başyaver Avni Paşa&#8217;nın gözünden anlatılıyor. Kitap, imparatorluğun en zor zamanlarında Milli Mücadele&#8217;yi başlatması için Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü Anadolu&#8217;ya gönderen Sultan Vahdettin&#8217;in ve bütün hazırlıkları yapan, Bandırma Vapuru&#8217;nu imkansızlıklar içinde Paşa&#8217;nın emrine sunan Ahmed Avni Paşa&#8217;nın gözüyle bir dönem tasviri niteliği taşıyor. Yakın tarihin karanlıklarında kaybolan soruların cevaplarını, yine bu bütün yaşananların muhatapları cevaplıyor.</p>
<p><b>Devamını okumak için</b>:<br />
<a href="http://www.yenisafak.com.tr/Pazar/?t=29.01.2012&amp;i=364611">http://www.yenisafak.com.tr/Pazar/?t=29.01.2012&amp;i=364611</a>
<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6530574360555903551-7000117819660638085?l=gizlenentarihimiz.blogspot.com' alt="6530574360555903551 7000117819660638085?l=gizlenentarihimiz.blogspot Vahdeddin Atatürkü yollamadan önce kendisi dağa çıkacaktı"  title="Vahdeddin Atatürkü yollamadan önce kendisi dağa çıkacaktı" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimbilimi.com/vahdeddin-atat%c3%bcrk%c3%bc-yollamadan-%c3%b6nce-kendisi-da%c4%9fa-%c3%a7%c4%b1kacakt%c4%b1/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih Sultan Mehmed&#8217;in bir fermanı</title>
		<link>http://egitimbilimi.com/fatih-sultan-mehmedin-bir-ferman%c4%b1</link>
		<comments>http://egitimbilimi.com/fatih-sultan-mehmedin-bir-ferman%c4%b1#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 11:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimbilimi.com/fatih-sultan-mehmedin-bir-ferman%c4%b1</guid>
		<description><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed, Bosna&#8216;yı fethettiği zaman Osmanlı devlet politikasının sonucu olarak bölge halkına dini serbestiyest getirmiştir. Fatih Sultan Mehmed&#8217;in buradaki latin papazlarına verdiği 883 (1478) tarihli ferman suretinde; &#8220;Ben ki Sultan Mehmed Han&#8217;ım; üst ve alt tabakada bulunan bütün halk tarafından şu şekilde bilinsin ki, bu fermanı taşıyan Bosna rahiplerine lütufta bulunup şu hususları buyurdum:]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/ScOT1XQ0CcI/AAAAAAAAMPU/vXT0jRNMc1Q/s1600-h/001c3_17.jpg"><img border="0" alt="001c3 17 Fatih Sultan Mehmedin bir fermanı" src="http://3.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/ScOT1XQ0CcI/AAAAAAAAMPU/vXT0jRNMc1Q/s400/001c3_17.jpg" title="Fatih Sultan Mehmedin bir fermanı" /></a><strong>Fatih Sultan Mehmed</strong>, <strong>Bosna</strong>&#8216;yı fethettiği zaman <strong>Osmanlı</strong> devlet politikasının sonucu olarak bölge halkına dini serbestiyest getirmiştir. Fatih Sultan Mehmed&#8217;in buradaki latin papazlarına verdiği 883 (<strong>1478</strong>) tarihli ferman suretinde;</p>
<p><em>&#8220;Ben ki Sultan Mehmed Han&#8217;ım; üst ve alt tabakada bulunan bütün halk tarafından şu şekilde bilinsin ki, bu fermanı taşıyan Bosna rahiplerine lütufta bulunup şu hususları buyurdum: Sözkonusu rahiplere ve kiliselerine hiçkimse tarafından engel olunmayıp rahatsızlık verilmeyecektir. Bunlardan gerek ihtiyatsızca memleketimde duranlara ve gerekse kaçanlara emn ü aman olsun ki, memleketimize gelip korkusuzca sakin olsunlar ve kiliselerinde yerleşsinler; ne ben, ne vezirlerim ne de halkım tarafından hiç kimse bunlara herhangi bir şekilde karışıp incitmeyecektir. Kendilerine, canlarına, mallarına, kiliselerine ve dışardan memleketimize getirecekleri kimselere yeri ve göğü yaratna Allah hakkı için, <strong>Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkı için, yedi Mushaf hakkı için, yüz yirmi dört bin peygamber hakkı için ve kuşandığım kılıç için en ağır yemin ile yemin ederim ki, yukarda belirtilen hususlara söz konusu rahipler benim hizmetime ve benim emrime itaatkâr oldukları sürece hiç kimse tarafından muhalefet edilmeyecektir</strong>.&#8221; </em></p>
<p>Bu ferman suretinde de görüldüğü gibi azınlıklar <strong>tam bir hürriyet ortamı içinde</strong> hayatlarını sürdürmüşlerdir.</p>
<p><strong>Kaynak</strong>: <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=84332&amp;sa=39699604">Arşiv Belgeleriyle Tehcir Ermeni İddiaları ve Gerçekler</a>
<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6530574360555903551-5208971458367213990?l=gizlenentarihimiz.blogspot.com' alt="6530574360555903551 5208971458367213990?l=gizlenentarihimiz.blogspot Fatih Sultan Mehmedin bir fermanı"  title="Fatih Sultan Mehmedin bir fermanı" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimbilimi.com/fatih-sultan-mehmedin-bir-ferman%c4%b1/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yavuz’un küpesine ve bıyığına takılmak</title>
		<link>http://egitimbilimi.com/yavuzun-k%c3%bcpesine-ve-b%c4%b1y%c4%b1%c4%9f%c4%b1na-tak%c4%b1lmak</link>
		<comments>http://egitimbilimi.com/yavuzun-k%c3%bcpesine-ve-b%c4%b1y%c4%b1%c4%9f%c4%b1na-tak%c4%b1lmak#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 06:24:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimbilimi.com/yavuzun-k%c3%bcpesine-ve-b%c4%b1y%c4%b1%c4%9f%c4%b1na-tak%c4%b1lmak</guid>
		<description><![CDATA[1. Yavuz denilince akla ilk gelen bu resim gerçekten de ona mı aittir? Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki bu yağlıboya resmin saraya nasıl geldiği ve hangi ressamın eseri olduğunu bilmiyoruz. Ancak oldukça yakın bir dönemde, muhtemelen 19. yüzyılda ve bir Avrupalı ressam tarafından yapıldığını söyleyebiliyoruz. Dolayısıyla onu gören birisi tarafından yapılmış değildir. 2. Yavuz’un başka küpeli resimleri]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/Sb4DTNSjYOI/AAAAAAAAMHk/O0jRPHj_vxc/s1600-h/yavuz%2Bsultan%2Bselim.jpg"><img alt="yavuz%2Bsultan%2Bselim Yavuz’un küpesine ve bıyığına takılmak" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/Sb4DTNSjYOI/AAAAAAAAMHk/O0jRPHj_vxc/s400/yavuz%2Bsultan%2Bselim.jpg" border="0" title="Yavuz’un küpesine ve bıyığına takılmak" /></a></p>
<div><a href="http://4.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/Sb4C8sTp5fI/AAAAAAAAMHc/uQ5TD7nMY7c/s1600-h/Yavuz-Sultan-Selim.jpg"></a><strong>1. Yavuz denilince akla ilk gelen bu resim gerçekten de ona mı aittir?</strong><br />
Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki bu yağlıboya resmin saraya nasıl geldiği ve hangi ressamın eseri olduğunu bilmiyoruz. Ancak oldukça yakın bir dönemde, muhtemelen 19. yüzyılda ve bir Avrupalı ressam tarafından yapıldığını söyleyebiliyoruz. Dolayısıyla onu gören birisi tarafından yapılmış değildir.</p>
<p><strong>2. Yavuz’un başka küpeli resimleri var mıdır?</strong><br />
Avrupa’da yapılan tablolarından bazılarında Yavuz nedense ısrarla küpeli olarak resmedilmiştir. Üstelik Topkapı Sarayı’ndaki meşhur tablonun bir öncüsü, 1530’larda bir Macar ressam tarafından ağaç oyma tekniğiyle yapılmıştır ve bu defa küpe, Yavuz’un sol değil, sağ kulağında gösterilmiştir. 1517 tarihli bir madalyonda da küpeyi seçebiliyoruz. Osmanlı ressamlarının tersine Avrupa’daki ressamlar arasında Yavuz’un küpesine gösterilen bu yoğun ilgi yine de dikkat çekicidir.</p>
<p><strong>3. Bu tabloda gördüğümüz, sarığın üzerine konulan mücevherli tac onun Şah İsmail’e aidiyetine delil sayılabilir mi?<br />
</strong>Osmanlı padişahları da, Safevi şahları da Batı ülkelerinde kralların başında gördüğümüz türden mücevherli madeni taclar takmamışlardır. İran’da ancak Kaçar hanedanı döneminde bu tür tacların takıldığını görüyoruz resimlerden. Hele hele Şah İsmail’in resimlerinde böyle bir tacın sarığın üzerine takıldığına dair herhangi bir bilgimiz yoktur.</p>
<p><strong>4. Bu tablodaki kırmızı külahın Kızılbaşlığın sembolü olan “kızıl börk”, üzerindeki 12 dilimli tacın ise yine Kızılbaşlığın sembolü olan “Haydarî tacı” olduğu söyleniyor. Doğru mudur?<br />
</strong>Kızılbaşlığın sembolü olan bir tac vardır elbette; lakin bu tacın resimde görüldüğü gibi mücevherli altınlı bir tac olduğunu zannetmek feci bir hata olur. Zira “tâc-ı Haydarî”, dövme yünden yapılırdı ve bildiğimiz Mevlevî külahı gibiydi; ama rengi kırmızıdır. Bu kavuğun uç kısmı (kubbe) 12 dilim, bazı tarikatların -ve özellikle Bektaşilerin- mezar taşlarında da gördüğümüz gibi 12 imamı sembolize eder. Tacın başa geçen kısmı (lenger) ise 4 köşelidir ve dört kapıya işaret eder. Yani buradaki tac, bildiğimiz külah veya kavuktur.</p>
<p><strong>5. O zaman neden Osmanlı padişahları için “tâc ü taht sahibi” denilmiştir?</strong><br />
Osmanlı padişahları için kullanıldığında, başlarına Batı’daki krallar gibi tac giydiklerini değil, kavuğun üzerine beyaz tülbent sarıp onun üzerine mücevher, tüy, sorguç vs. süsler taktıklarını anlatır.</p>
<p><strong>6. Bu resimde Yavuz, diğer Osmanlı padişahlarından farklı olarak bıyıklı görünüyor. Üstelik de pos bıyıklı. Oysa bizim sanatçılarımızın yaptığı minyatürlerde Yavuz’un asla böyle görülmediği söyleniyor. Doğrusu nedir?</strong><br />
Tam tersine, Şükrî’nin “Selimnâme”si haricinde Yavuz’un Osmanlı ressamları onu hep sakal tıraşını olmuş ve bıyıklı, hem de pos bıyıklı göstermişlerdir. Bunlar arasında Nakkaş Osman’ın “Şemâilnâme”deki yan tarafa aldığımız minyatürü, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde 1263 numarada kayıtlı bulunan “Terceme-i Şakâyık-ı Nu’mâniyye”yi resimleyen Nakşî Ahmed’in Yavuz’u elinde ok ve yayıyla gösteren minyatürü ile “Hünernâme”de Yavuz’u cülus töreninde ve İran seferinden dönerken gösteren minyatürleri açıkça bıyıklıdır. Şükrî’nin Yavuz’u ölüm döşeğinde yatarken gösteren sakallı minyatürüne gelince, bu resim, muhtemelen ıstıraplı geçen son hastalık aylarında Yavuz’un artık sakal bıraktığına bir işaret sayılabilir.</p>
<p><strong>7. Yavuz’un bu resimde küpeli olarak resmedilmesi gerçeklere uygun mudur?</strong><br />
Osmanlı minyatürlerinde Yavuz’un küpeli resmedilmediği bir gerçek. Zaten süse püse meraklı olmayan, son derece sade yaşamasıyla tanınan mütevazı bir padişahtır kendisi. Ancak bazı yerlerde kulağına bu resimde görüldüğü gibi küpe değil de, “mengûş” taktığına dair bazı rivayetler var. “Mengûş” ne midir? Eh, artık bir zahmet onu da siz buluverin!</p>
<p><strong>8. Yavuz hakkında yazılanlar orijinal kaynaklara dayanmıyor mu?</strong><br />
Maalesef, hakkında Hasan Can’ın oğlu Hoca Sa’deddin Efendi gibi onu yakından tanıyanların yazdıklarına itibar edilmiyor da, genellikle kulaktan duyma bilgilere başvuruluyor. Yahut da eski tarih dergilerinde yazılanlar aslı araştırılıp soruşturulmadan birkaç çekiç darbesinden sonra okurlara servis ediliyor. Ne demek istediğimi merak edenler şu iki yazıyı bulup okusunlar: Midhat Sertoğlu, “Kılıcımızın ağzı kestikçe düşmanın gözü bizi görmez…”, Yıllarboyu Tarih, Sayı: 2, Ocak 1979, s. 75 ve Ayten Dirier, “Yavuz Selim’in tek küpesi”, Yıllarboyu Tarih, Sayı: 9, Eylül 1979, s. 64-65.</div>
<div>Mustafa Armağan</div>
<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6530574360555903551-3492332743068427287?l=gizlenentarihimiz.blogspot.com' alt="6530574360555903551 3492332743068427287?l=gizlenentarihimiz.blogspot Yavuz’un küpesine ve bıyığına takılmak"  title="Yavuz’un küpesine ve bıyığına takılmak" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimbilimi.com/yavuzun-k%c3%bcpesine-ve-b%c4%b1y%c4%b1%c4%9f%c4%b1na-tak%c4%b1lmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsviçre’ye karşı kullanmamız gereken tek silah mizahtır</title>
		<link>http://egitimbilimi.com/isvi%c3%a7reye-kar%c5%9f%c4%b1-kullanmam%c4%b1z-gereken-tek-silah-mizaht%c4%b1r</link>
		<comments>http://egitimbilimi.com/isvi%c3%a7reye-kar%c5%9f%c4%b1-kullanmam%c4%b1z-gereken-tek-silah-mizaht%c4%b1r#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 01:07:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimbilimi.com/isvi%c3%a7reye-kar%c5%9f%c4%b1-kullanmam%c4%b1z-gereken-tek-silah-mizaht%c4%b1r</guid>
		<description><![CDATA[Şaşılacak tezattır ama yeryüzü tarihinde “alieni” diğerleri denen ve hele ayrı dini olan yabancıyı en geç tanıyan kıta, Alplerin kuzeyindeki Avrupa’dır. Aşağı yukarı miladın 5-6’ncı asrına kadar hemen hiçbir yabancı dinden grubu tanımazlar. Dinler arasında tanışma ve zaman zaman mevcut çatışmalara rağmen genelde bir uzlaşı ortamı Akdeniz’in doğusuna ve Ortadoğu havzasına ait bir aşamadır. Tanıdıkları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/SxuIMsQX2GI/AAAAAAAAPe8/3MVLWKWVQwo/s1600-h/fft16_mf447109.jpg"><img border="0" alt="fft16 mf447109 İsviçre’ye karşı kullanmamız gereken tek silah mizahtır" src="http://3.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/SxuIMsQX2GI/AAAAAAAAPe8/3MVLWKWVQwo/s400/fft16_mf447109.jpg" title="İsviçre’ye karşı kullanmamız gereken tek silah mizahtır" /></a>Şaşılacak tezattır ama yeryüzü tarihinde “<em>alieni</em>” diğerleri denen ve hele ayrı dini olan yabancıyı en geç tanıyan kıta, Alplerin kuzeyindeki Avrupa’dır. <strong>Aşağı yukarı miladın 5-6’ncı asrına kadar hemen hiçbir yabancı dinden grubu tanımazlar</strong>. Dinler arasında tanışma ve zaman zaman mevcut çatışmalara rağmen genelde bir uzlaşı ortamı Akdeniz’in doğusuna ve Ortadoğu havzasına ait bir aşamadır. <strong>Tanıdıkları Yahudileri de çok erken zamandan beri dışlamış, hatta katletmişlerdir</strong>. Yeni çağlarda Musevilere karşı en toleranslı diyebileceğimiz İngiltere, ilk önemli Yahudi katliamının yapıldığı adadır.</p>
<p><strong>Almanya’da oran daha yüksek</strong><br />
İslamiyet ise buraya ancak son asırlarda, hatta 150 senenin içinde yerleşen göçmen gruplar sayesinde girmiştir. Sorun bu: Milyonlarca Müslüman denizaşırı kolonilerden eski sömürgeci anavatanın metropollerine göç edince tahammül edilmez olarak algılanıyor.</p>
<p>Paralel bir gelişme Fransa, Almanya ve hatta şimdi İspanya’da olduğu gibi küçük grupların İslamiyet’i kabul etmesidir. Hatta bunların içinde dedesi Haçlı seferlerine katıldığı sabit olan şövalye torunları bile vardır. <strong>Ama unutmayalım; oluşum çok gençtir ve Avrupa kıtası Akdeniz kıyıları, hele hele Ortadoğu gibi başka dinden insanlara, zümrelere alışık değildir</strong>.</p>
<p>İsviçreliler geçen hafta bir referandumla minareleri yasakladı. Bu minarelerde zaten gürültü kurallarına girdiği için beş vakit ezan hoparlörle okunmuyor. <strong>Referandum yapıp olumsuz kanaatlerini yüzde 52 ile açıkladıkları için İsviçrelilere hücum ediyoruz ama güvenilir teknisyenlerin yaptıkları anketler bu oranın mesela Almanya’da daha yüksek olabileceğini gösteriyor</strong>.</p>
<p>Avrupa’nın teorik renkliliği maalesef tarihsel ve sosyolojik gerçeğini kapsamıyor. <strong>İnsanlar yabancıya alışık değil</strong>. Bu durumu eğitimsizlikle de açıklayamazsınız, eğitim düzeyi iki asırdır ortalamanın üstünde. <strong>Şayet mesele İslam’ın tanınması ise İsviçre toplumunda bir tasavvuf uzmanı olan Fritz Meyer gibi en azından yarım düzine İslam dini ve medeniyeti uzmanının ismini sayabiliriz</strong>.</p>
<p><strong>O kadar kitap fayda etmiyor</strong><br />
Kaldı ki İsviçre’nin kültür alanı Almanya, Avusturya ve Fransa’yı kapsar. Şark milletlerinin dini ve tarihi üzerindeki en zengin ilmi edebiyat ve orijinal eserlerin çevirisi buralardadır. <strong>Her kitapçıda İslam üzerine en pratiğinden en uzman işine kadar birçok kitap görürsünüz. Faydasız!<br />
</strong><br />
<strong>Durumu bilmek, fazla gürültü çıkarmadan dışarıdaki diasporamızı bilinçlendirmek, benzer referandumları bizde yapmamak ve yapılmaması için elalemin dinini ve dilini öğrenmek tek çare</strong>. Batı Avrupa dünyası ile çatışmanın sert bir üslup ya da kuvvete dayanmasının hiçbir kıymeti olmaz. <strong><span style="color:#cc0000">Mizahtan başka hiçbir silah yoktur; acımasızca alay etmek ve küçümsemek gerek</span>. Çünkü küçük burjuva denen geniş kitle tarihte sıkça görüldüğü gibi çok tatsız eylemlere girişebilir</strong>.</p>
<p>İlber Ortaylı<br />
<em>(Milliyet, 06.12.2009)</em>
<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6530574360555903551-4116298246357349577?l=gizlenentarihimiz.blogspot.com' alt="6530574360555903551 4116298246357349577?l=gizlenentarihimiz.blogspot İsviçre’ye karşı kullanmamız gereken tek silah mizahtır"  title="İsviçre’ye karşı kullanmamız gereken tek silah mizahtır" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimbilimi.com/isvi%c3%a7reye-kar%c5%9f%c4%b1-kullanmam%c4%b1z-gereken-tek-silah-mizaht%c4%b1r/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsveç / Stockholm&#8217;de Osmanlı Tuğrası</title>
		<link>http://egitimbilimi.com/isve%c3%a7-stockholmde-osmanl%c4%b1-tu%c4%9fras%c4%b1</link>
		<comments>http://egitimbilimi.com/isve%c3%a7-stockholmde-osmanl%c4%b1-tu%c4%9fras%c4%b1#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 20:01:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimbilimi.com/isve%c3%a7-stockholmde-osmanl%c4%b1-tu%c4%9fras%c4%b1</guid>
		<description><![CDATA[www.tugra.org &#8216;un Tuğra Sevenler adlı mail grubundan gelen bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum: &#8220;Merhaba tuğra dostları, İsveç Stockholm&#8216;de Kraliyet Postanesinin duvarında bir tuğra olduğunu öğrendik. Anlatılana göre bu bina inşa edilirken büyük ülkelerden birer sembol istenmiş ve Osmanlı da bir tuğra göndermiş. Tuğranın resmini ekte gönderiyorum. Resim STV&#8217;de yayınlanan Ayna programının İsveç belgeselinden alınmıştır. Tuğranın]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/SsJph9fVzQI/AAAAAAAAO00/3CTAaSNRZoY/s1600-h/Isvec_Tugra.jpg"><img border="0" alt="Isvec Tugra İsveç / Stockholmde Osmanlı Tuğrası" src="http://1.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/SsJph9fVzQI/AAAAAAAAO00/3CTAaSNRZoY/s400/Isvec_Tugra.jpg" title="İsveç / Stockholmde Osmanlı Tuğrası" /></a><a href="http://www.tugra.org/"><strong>www.tugra.org</strong></a> &#8216;un <em>Tuğra Sevenler</em> adlı mail grubundan gelen bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum:</p>
<p>&#8220;<em>Merhaba tuğra dostları,</p>
<p><strong>İsveç Stockholm</strong>&#8216;de <strong>Kraliyet Postanesinin duvarında</strong> bir tuğra olduğunu öğrendik. Anlatılana göre bu bina inşa edilirken büyük ülkelerden birer sembol istenmiş ve <strong>Osmanlı</strong> da bir tuğra göndermiş. Tuğranın resmini ekte gönderiyorum. Resim STV&#8217;de yayınlanan Ayna programının İsveç belgeselinden alınmıştır. Tuğranın padişah tuğrası olup olmadığını tam ayırt edemedik. Mahlas kısmında muhtemelen el gazi yazıyor. Bu mahlasa <strong>Sultan II. Abdülhamid</strong> ve <strong>Sultan Reşad</strong> tuğralarında rastlanır ama tuğrayı pek onlara benzetemedik. Eğer Stockholme yolu düşen bir grup üyemiz olursa daha detaylı bir resim çekip bize göndermesini rica ederiz.</p>
<p><strong>YENİ ÜYELERE NOT:</strong><br />
Grubumuzun eski mesajlarının tamamına (<strong>25 adet</strong>) ve hediyeli dosyalara (<strong>12 adet</strong>) şu linkten ulaşabilirsiniz:<br />
</em><a href="http://groups.google.com.tr/group/tugra-sevenler?hl=tr" target="_blank"><em>http://groups.google.com.tr/group/tugra-sevenler?hl=tr</em></a><br />
<em><br />
Kalın sağlıcakla, cevapla diyerek bize yazın<br />
Dr. Ercan Mensiz<br />
</em><a href="http://www.tugra.org/" target="_blank"><em>www.tugra.org</em></a><br />
<em>Tuğraların Harman Olduğu Yer</em>&#8220;
<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6530574360555903551-5138347817934674820?l=gizlenentarihimiz.blogspot.com' alt="6530574360555903551 5138347817934674820?l=gizlenentarihimiz.blogspot İsveç / Stockholmde Osmanlı Tuğrası"  title="İsveç / Stockholmde Osmanlı Tuğrası" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimbilimi.com/isve%c3%a7-stockholmde-osmanl%c4%b1-tu%c4%9fras%c4%b1/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Resmi Kıyafetleri Albümü “Mecmu&#8217;a-i Tesavir-i Osmaniye”</title>
		<link>http://egitimbilimi.com/osmanl%c4%b1-resmi-k%c4%b1yafetleri-alb%c3%bcm%c3%bc-mecmua-i-tesavir-i-osmaniye</link>
		<comments>http://egitimbilimi.com/osmanl%c4%b1-resmi-k%c4%b1yafetleri-alb%c3%bcm%c3%bc-mecmua-i-tesavir-i-osmaniye#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 14:54:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimbilimi.com/osmanl%c4%b1-resmi-k%c4%b1yafetleri-alb%c3%bcm%c3%bc-mecmua-i-tesavir-i-osmaniye</guid>
		<description><![CDATA[Paylaşacağımız ikinci döküman ise yine Çamlıca Basım Yayın&#8216;ın hazırladığı Osmanlı Resmi Kıyafetleri Albümü. Bu albümde Osmanlı Devleti döneminde devlet kademelerinde bulunan kişilerin kıyafetlerini göreceksiniz. Pdf formatındaki albümü buradan indirebilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/SkoDXHEYItI/AAAAAAAANxA/Wzwaqac9TKQ/s1600-h/ScreenHunter_03+Jun.+30+15.11.jpg"><img border="0" alt="ScreenHunter 03+Jun.+30+15.11 Osmanlı Resmi Kıyafetleri Albümü “Mecmua i Tesavir i Osmaniye”" src="http://1.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/SkoDXHEYItI/AAAAAAAANxA/Wzwaqac9TKQ/s400/ScreenHunter_03+Jun.+30+15.11.jpg" title="Osmanlı Resmi Kıyafetleri Albümü “Mecmua i Tesavir i Osmaniye”" /></a>Paylaşacağımız ikinci döküman ise yine <strong><a href="http://www.camlicabasim.com/">Çamlıca Basım Yayın</a></strong>&#8216;ın hazırladığı <strong>Osmanlı Resmi Kıyafetleri Albümü</strong>. Bu albümde <strong>Osmanlı Devleti</strong> döneminde devlet kademelerinde bulunan kişilerin kıyafetlerini göreceksiniz. Pdf formatındaki albümü <a href="http://www.camlicabasim.com/pdf/kiyafetler.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz.
<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6530574360555903551-7373762922369288458?l=gizlenentarihimiz.blogspot.com' alt="6530574360555903551 7373762922369288458?l=gizlenentarihimiz.blogspot Osmanlı Resmi Kıyafetleri Albümü “Mecmua i Tesavir i Osmaniye”"  title="Osmanlı Resmi Kıyafetleri Albümü “Mecmua i Tesavir i Osmaniye”" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimbilimi.com/osmanl%c4%b1-resmi-k%c4%b1yafetleri-alb%c3%bcm%c3%bc-mecmua-i-tesavir-i-osmaniye/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baltacı, Putin&#8217;e göre &#8220;şehvet değil, rüşvet kurbanı&#8221; oldu</title>
		<link>http://egitimbilimi.com/baltac%c4%b1-putine-g%c3%b6re-%c5%9fehvet-de%c4%9fil-r%c3%bc%c5%9fvet-kurban%c4%b1-oldu</link>
		<comments>http://egitimbilimi.com/baltac%c4%b1-putine-g%c3%b6re-%c5%9fehvet-de%c4%9fil-r%c3%bc%c5%9fvet-kurban%c4%b1-oldu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 09:47:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimbilimi.com/baltac%c4%b1-putine-g%c3%b6re-%c5%9fehvet-de%c4%9fil-r%c3%bc%c5%9fvet-kurban%c4%b1-oldu</guid>
		<description><![CDATA[Çariçe I. Katerina (Rusça: Екатерина I Алексеевна Yekaterina Alekseyevna) (15 Nisan 1684 – 17 Mayıs 1727) Rus Çariçesidir. Basınımız, Rusya Başbakanı Vladimir Putin&#8216;in Ankara ziyareti sırasında Türk-Rus ilişkilerinin geçmişini masaya yatırdı ve bu konuda hatıra gelen ilk olay, bundan tam 298 sene öncesine dayanan bir dedikodu idi: Baltacı Mehmed Paşa ile Rus Çariçesi Birinci Katerina]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="left"><a href="http://2.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/So8VnoiixiI/AAAAAAAAOXM/neMIhe20sgY/s1600-h/Catherine_I_of_Russia_by_Nattier.jpg"><img border="0" alt="Catherine I of Russia by Nattier Baltacı, Putine göre şehvet değil, rüşvet kurbanı oldu" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/So8VnoiixiI/AAAAAAAAOXM/neMIhe20sgY/s400/Catherine_I_of_Russia_by_Nattier.jpg" title="Baltacı, Putine göre şehvet değil, rüşvet kurbanı oldu" /></a> <span style="font-size:78%">Çariçe I. Katerina (Rusça: Екатерина I Алексеевна Yekaterina Alekseyevna)<br />
(15 Nisan 1684 – 17 Mayıs 1727) Rus Çariçesidir.</span><br />
Basınımız, Rusya Başbakanı <strong>Vladimir Putin</strong>&#8216;in Ankara ziyareti sırasında Türk-Rus ilişkilerinin geçmişini masaya yatırdı ve bu konuda hatıra gelen ilk olay, bundan tam 298 sene öncesine dayanan bir dedikodu idi: <strong>Baltacı Mehmed Paşa</strong> ile <strong>Rus Çariçesi Birinci Katerina</strong> hakkındaki meşhur söylenti&#8230; Ama, bizler için bir &#8220;<em>millî zanparalık destanı</em>&#8221; ve &#8220;<em>Türk erkeklerine iftihar vesilesi</em>&#8221; olan -<em>Nasıl iftihar edilmesin ki&#8230; Bir Türk paşası, koskoca Rus İmparatoriçesi&#8217;ni çadırına gelmek zorunda bırakıyor ve ondan sonra da olan oluyordu!</em>- bu hadise <strong>siyasî maksatlarla çıkartılmış bir dedikodudan ibaretti ve Baltacı Mehmed Paşa, 1711&#8242;in o meşhur 21 Temmuz gecesi Çariçe&#8217;nin yüzünü bile görmemiş, sadece &#8220;<em>hediyelerini</em>&#8221; kabul etmişti</strong>.<br />
<img border="0" alt="2000 Vladimir Putin Baltacı, Putine göre şehvet değil, rüşvet kurbanı oldu" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/So8VcWIHE9I/AAAAAAAAOXE/eLSxclCz3UQ/s400/2000_Vladimir_Putin.jpg" title="Baltacı, Putine göre şehvet değil, rüşvet kurbanı oldu" /><strong></strong></div>
<div align="center"><span style="font-size:78%">Vladimir Vladimiroviç Putin (</span><span style="font-size:78%">Rusça</span><span style="font-size:78%">: </span><span style="font-size:78%">Владимир Владимирович Путин</span><span style="font-size:78%"><br />
(</span><span style="font-size:78%">d. </span><span style="font-size:78%">7 Ekim</span><span style="font-size:78%"> </span><span style="font-size:78%">1952</span><span style="font-size:78%"> </span><span style="font-size:78%">St.Petersburg</span><span style="font-size:78%">, </span><span style="font-size:78%">Rusya SFSC</span><span style="font-size:78%">) eski devlet başkanı ve şimdiki </span><span style="font-size:78%">Rusya</span><span style="font-size:78%"> başbakanı.</span></div>
<div align="left"><strong></strong></div>
<div align="left"><strong>BATAKLIĞA SIKIŞIP KALDI</strong><br />
İşte, bütün bu söylentilerin ortaya çıkış öyküsü: Türkiye ile Rusya arasında senelerdir devam eden anlaşmazlıklar, Türkiye&#8217;nin 1711&#8242;in 9 Nisan&#8217;ında Rusya&#8217;ya savaş ilân etmesiyle neticelendi. Türk donanması Karadeniz&#8217;e açıldı, <strong>Sadrazam Baltacı Mehmed Paşa</strong>&#8216;nın kumanda ettiği kara birlikleri de, <strong>Rus Çarı Petro</strong>&#8216;nun ordusunu bulabilmek için Davudpaşa Kışlası&#8217;ndan sefere çıktı. İki ordu, 19 Temmuz sabahı Prut Nehri sahilinde karşılaştılar. Baltacı&#8217;nın kuvvetleri, Ruslar&#8217;a cepheden saldırdı, <strong>Kırım Hanı Devlet Giray</strong> da Rus ordusunu arka taraftan çevirdi. Çar Petro, 60 bin askeriyle beraber Prut Nehri&#8217;nin gerisindeki bataklıklar arasında sıkıştı.</p>
<p><strong>İSTANBUL&#8217;U DEDİKODU SARDI</strong><br />
Paşalar, Rus ordusunu ne şekilde imha edeceklerini tartışırlarken, Rus tarafında kader toplantıları yapılıyordu. <strong>Petro</strong> &#8220;<em>Savaşarak ölelim</em>&#8221; dediği anda devreye karısı <strong>Katerina</strong> girdi ve Çar ile generallerini teslim olmaya ikna etti. O devrin savaşlarında, teslim olan ordunun karşı tarafa teslim teklifi ile beraber yüksek meblâğda bir fidye ödemesi gerekiyordu. Katerina mücevherlerini ortaya koydu, generaller de bütün paralarını verdiler ve toplanan bu küçük hazine &#8220;<em>aman verilmesi</em>&#8221; için Türk tarafına, <strong>Baltacı Mehmed Paşa</strong>&#8216;ya gönderildi. Çar&#8217;ın barış teklifi kabul edildi, Ruslar&#8217;a şartlarını Türk tarafının hazırladığı bir ön anlaşma imzalattırıldı ve Rus ordusunun bazı önemli generalleri rehin alındıktan sonra kuşatma kaldırıldı. Baltacı Mehmed Paşa, İstanbul&#8217;a muzaffer bir kumandan edâsıyla döndü. Ama, Paşa daha dönüş yolundayken İstanbul&#8217;u bir dedikodu sarmıştı: &#8220;<em>Rus ordusu imha edileceği sırada Moskof Kraliçesi Katerina&#8217;nın 21 Temmuz akşamı &#8216;troyka&#8217; denen üç atın çektiği arabası ile Türk ordugâhına gelip Paşa&#8217;nın çadırına girdiği</em>&#8221; söyleniyordu. Katerina yanında getirdiği çuvallar dolusu mücevher ile parayı Paşa&#8217;ya vermiş, içeride her nedense saatler boyu kalmış, şafak sökerken gene troykasına binip kocasının yanına dönmüş, Baltacı da birkaç dakika sonra &#8220;<em>Kuşatmayı kaldırın</em>&#8221; buyurmuştu! 1712 Temmuz&#8217;unun sonunda, İstanbul&#8217;da saraylısından sokaktaki adamına kadar herkes, Mehmed Paşa&#8217;nın Prut&#8217;ta kazanacağı eşsiz zaferi &#8220;<em>Moskof kraliçesi&#8221;</em>nin uğruna <em>&#8220;sattığını</em>&#8221; konuşuyordu. Paşa, İstanbul&#8217;a girdiği andan itibaren işte böylesine yoğun dedikodularla ve ithamlarla karşılaştı.</div>
<div align="left">
<strong>HEM VALLAHİ, HEM BİLLAHİ!<br />
</strong>Önce &#8220;<em>Bu Moskof Kraliçesi masalı da neyin nesidir? Ruslar bana görüşmecilerden başka kimseyi yollamadılar. Kadının çadırıma geldiğini kim görmüş?</em>&#8221; dedi. Suçlamaların daha da artması üzerine kendisini &#8220;<em>Barış yapmaya mecburduk. Çar&#8217;ı bataklıklarda sıkıştırmıştık ama bizim askerlerimiz de yerlerinden kımıldayamayacak haldeydiler, Moskof&#8217;u imha edecek gücümüz yoktu. Kadının çadırıma geldiği iddiası sadece iftira, hem vallahi, hem billahi!</em>&#8221; diye savundu ama kimseleri inandıramadı. Zamanın hükümdarı <strong>Üçüncü Ahmed</strong>, <strong>Prut Savaşı</strong>&#8216;nın bu galip kumandanını 20 Kasım günü azletti, en yakın adamları ise kellelerinden oldular. Ama, konunun çok önemli bir tarafı hep gözardı edildi: <strong>Tarihlerimize &#8220;<em>Çariçe</em>&#8221; olarak geçen Katerina, bütün bu söylentiler ortaya atıldığı sırada henüz Çar ile evlenmemişti, dolayısıyla &#8220;<em>Çariçe</em>&#8221; olmamıştı ve Petro&#8217;nun sadece &#8220;<em>metresi</em>&#8221; idi</strong>.</div>
<div align="left">
<strong>Çamaşırcılık yaparken imparatoriçe oluverdi</strong><br />
Asıl adı <strong>Marta Skrovnovska</strong> olan <strong>Çariçe Katerina</strong>, 1684&#8242;ün 15 Nisan&#8217;ında Litvanya&#8217;da bir köylü ailesinin kızı olarak dünyaya geldi. Üç yaşında öksüz kaldı ve bir papaz tarafından büyütüldü. Ruslar, İsveç ile yaptıkları savaşlar sırasında Katerina&#8217;yı esir aldılar ve kimsesiz köylü kızı, <strong>Çar Petro</strong>&#8216;nun danışmanlarından birinin hizmetçiliğini yapmaya başladı. Görevi, danışmanın konağında çamaşırcılıktı. Katerina, bu arada efendisinin konağına sık sık gelen Çar&#8217;ın gönlünü çelmeyi başardı, 1703&#8242;te Çar&#8217;dan bir çocuk dünyaya getirince Ortodoks oldu, <strong>Yekayerina Aleksiyevna</strong> adını aldı ve 1712 Şubat&#8217;ında Çar ile resmen evlendi. 1724&#8242;te taç giydi, Petro&#8217;nun bir yıl sonra vâris bırakmadan ölmesi üzerine de asillerin muhalefetine rağmen saray muhafızlarının ve bazı askerlerin desteğiyle &#8220;<em>Çariçe</em>&#8221; ilân edildi. Devlet işlerini kocasının daha önce belirlemiş olduğu altı kişilik bir danışmanlar heyetine bırakan Katerina, dış politikada İngiltere, Fransa ve Prusya&#8217;nın oluşturduğu Hannover Birliği&#8217;ne karşı Avusturya ile İspanya&#8217;nın tarafını tuttu. Eğlenceye ve içkiye aşırı şekilde düşkün olan Katerina, 15 Nisan 1727&#8242;de içkiden öldü ve Rus tahtında sık sık hükümdar değişikliklerinin yaşandığı bir döneme girildi. Katerina&#8217;dan sonra, Büyük Petro&#8217;nun 12 yaşındaki torunu <strong>Pyotr Aleksiyeviç</strong> &#8220;<em>İkinci Petro</em>&#8221; unvanıyla &#8220;<em>Çar</em>&#8221; ilân edildi ama üç sene sonra onun da ölümü üzerine, asiller Büyük Petro&#8217;nun yeğeni ve <strong>Kurland Büyük Dükü</strong>&#8216;nün karısı olan <strong>Anna İvanova</strong>&#8216;yı çariçe yaptılar. Yeni çariçe, tahtta on yıl kalabildi ve 1740&#8242;ta yaşanan askerî darbe ile, bu defa Petro ile Katerina&#8217;nın kızı olan <strong>Yelizaveta</strong> çariçe oldu. 1762&#8242;de, bu defa çamaşırcı Katerina&#8217;nın kızı <strong>Anna</strong>&#8216;dan olan torunu <strong>Pyotr Fyodoroviç</strong>, &#8220;<em>Üçüncü Petro</em>&#8221; unvanıyla tahta geçti ve Rusya&#8217;da darbelerle taht değişiklikleri birbirini izledi.
</div>
<div align="left"><strong>Putin, Baltacı&#8217;yı zina iftirasından tam üç asır sonra bu sözlerle akladı</strong><br />
Vladimir Putin, Prut Savaşı&#8217;ndan neredeyse üç asır sonra, Baltacı Mehmed Paşa&#8217;yı rüşvet ve zina suçlamalarından aklamış ve Prut&#8217;ta yaşananların &#8220;<em>şehvet değil, rüşvet</em>&#8221; olduğunu söylemişti. Baltacı ve Katerina&#8217;nın ilişkisi, daha doğrusu böyle bir ilişkinin aslında aslında hiçbir zaman varolmadığı konusundaki ilk çalışmayı <strong>Dr. Erhan Afyoncu</strong> yapmıştı ve bu çalışmayı 2002&#8242;de ben yayınlamıştım. Ama, sonuç beklediğimizin aksi olmuş, &#8220;<em>Türk erkeğinin gururu ile oynamakla</em>&#8221; suçlanmış ve işitmediğimiz lâf kalmamıştı. İmdadımıza, yayından iki sene sonra, 2004 Ekim&#8217;inin son haftasında, o sırada Rusya&#8217;nın Devlet Başkanı olan <strong>Vladimir Putin</strong> yetişti. Putin&#8217;in bazı Türk gazetelerinin genel yayın müdürlerini kabulü sırasında konu <strong>Baltacı</strong> ile <strong>Katerina</strong> meselesine gelmiş ve Rus lider üç asır önceki imparatoriçesini savunarak &#8220;<em>Rus tarihlerinin de Prut&#8217;ta zina yapılmadığını yazdığını</em>&#8221; söylemiş ve Osmanlı ordugâhında 1711 &#8216;in 21 Temmuz gecesi yaşananları &#8220;<em>şehvet değil, rüşvet</em>&#8221; diye özetlemişti. <strong>Yani, Rus lider, Baltacı Mehmed Paşa&#8217;yı &#8220;<em>zina</em>&#8221; gibi bir günahtan üç asır sonra arındırıyor ama Türk tarafına rüşvet verdiklerini doğruluyordu</strong>.
</div>
<div align="left">Murat Bardakçı</div>
<div align="left"><em>(Habertürk, 10.08.2009)</em></div>
<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6530574360555903551-4628493741352557130?l=gizlenentarihimiz.blogspot.com' alt="6530574360555903551 4628493741352557130?l=gizlenentarihimiz.blogspot Baltacı, Putine göre şehvet değil, rüşvet kurbanı oldu"  title="Baltacı, Putine göre şehvet değil, rüşvet kurbanı oldu" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimbilimi.com/baltac%c4%b1-putine-g%c3%b6re-%c5%9fehvet-de%c4%9fil-r%c3%bc%c5%9fvet-kurban%c4%b1-oldu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

